| Plural | adroitnesses |
demonstrate adroitness at
bir alanda becerikliliği göstermek
possess adroitness for
bir alanda becerikli olmak
exceptional adroitness in
olağanüstü becerikli olmak
lacking adroitness in
bir alanda beceriksiz olmak
develop adroitness through
bir alanda becerikliliği geliştirmek
rewarding adroitness with
becerikliliği ile ödüllendirmek
her adroitness in handling difficult situations was evident.
Zor durumları ele almadaki becerisi açıktı.
his adroitness with the language allowed him to communicate effectively.
Dil becerisi, etkili bir şekilde iletişim kurmasını sağladı.
the surgeon's adroitness was crucial for a successful operation.
Cerrahın becerisi başarılı bir ameliyat için hayati önemdeydi.
years of practice honed his adroitness in playing the piano.
Yıllarca süren pratik, piyano çalmadaki becerisini geliştirdi.
she displayed remarkable adroitness in negotiating the complex deal.
Karmaşık anlaşmayı müzakere etmede olağanüstü bir beceri sergiledi.
the dancer's adroitness and grace captivated the audience.
Dansçının becerisi ve zarafeti seyircileri büyüledi.
his adroitness in solving problems was a valuable asset to the team.
Problem çözmedeki becerisi ekibe değerli bir katkı sağlıyordu.
the artist's adroitness with color created a stunning visual effect.
Sanatçının renklerle olan becerisi çarpıcı bir görsel efekt yarattı.
her adroitness in public speaking helped her win over the crowd.
Topluluk önünde konuşmadaki becerisi, kalabalığı etkilemesine yardımcı oldu.
his adroitness with words allowed him to persuade even his toughest critics.
Kelime oyunundaki becerisi, en zorlu eleştirmenlerini bile ikna etmesini sağladı.
demonstrate adroitness at
bir alanda becerikliliği göstermek
possess adroitness for
bir alanda becerikli olmak
exceptional adroitness in
olağanüstü becerikli olmak
lacking adroitness in
bir alanda beceriksiz olmak
develop adroitness through
bir alanda becerikliliği geliştirmek
rewarding adroitness with
becerikliliği ile ödüllendirmek
her adroitness in handling difficult situations was evident.
Zor durumları ele almadaki becerisi açıktı.
his adroitness with the language allowed him to communicate effectively.
Dil becerisi, etkili bir şekilde iletişim kurmasını sağladı.
the surgeon's adroitness was crucial for a successful operation.
Cerrahın becerisi başarılı bir ameliyat için hayati önemdeydi.
years of practice honed his adroitness in playing the piano.
Yıllarca süren pratik, piyano çalmadaki becerisini geliştirdi.
she displayed remarkable adroitness in negotiating the complex deal.
Karmaşık anlaşmayı müzakere etmede olağanüstü bir beceri sergiledi.
the dancer's adroitness and grace captivated the audience.
Dansçının becerisi ve zarafeti seyircileri büyüledi.
his adroitness in solving problems was a valuable asset to the team.
Problem çözmedeki becerisi ekibe değerli bir katkı sağlıyordu.
the artist's adroitness with color created a stunning visual effect.
Sanatçının renklerle olan becerisi çarpıcı bir görsel efekt yarattı.
her adroitness in public speaking helped her win over the crowd.
Topluluk önünde konuşmadaki becerisi, kalabalığı etkilemesine yardımcı oldu.
his adroitness with words allowed him to persuade even his toughest critics.
Kelime oyunundaki becerisi, en zorlu eleştirmenlerini bile ikna etmesini sağladı.
Sıkça aranan kelimeleri keşfedin
Kelimeleri daha verimli öğrenmek ister misiniz? DictoGo uygulamasını indirin ve daha fazla kelime ezberleme ve tekrar özelliğinin keyfini çıkarın!
DictoGo'yu Hemen İndir