arousing curiosity
merak uyandıran
arousing interest
ilgi uyandıran
arousing suspicion
şüpheler uyandıran
arousing emotions
duyguları uyandıran
arousing anger
öfke uyandıran
arousing hope
umut uyandıran
arousing concern
küskünlük uyandıran
arousing laughter
gülme duygusu uyandıran
arousing debate
mücadele uyandıran
arousing feelings
duyguları uyandıran
the passionate music was arousing a sense of nostalgia.
Passif müzik, nostalji hissi uyandırıyordu.
his speech was arousing considerable debate among the students.
Onun konuşma, öğrenciler arasında önemli bir tartışmaya neden oluyordu.
the film's plot was arousing curiosity in the audience.
Film'in senaryosu, izleyicilerde merak uyandırıyordu.
the beautiful scenery was arousing feelings of awe and wonder.
Güzellikte manzaralar, hayrete ve merak uyandırıyordu.
the aroma of freshly baked bread was arousing appetites.
Yeni pişirilmiş ekmeklerin aroması, lezzet arzularını uyandırıyordu.
the news was arousing concern about the company's future.
Haber, şirketin geleceğine dair endişeleri uyandırıyordu.
the challenge was arousing a competitive spirit in the team.
Çakma, ekip içinde rekabet duygusunu uyandırıyordu.
the artist's work is arousing strong emotions in viewers.
Sanatçının eseri, izleyicilerde güçlü duygular uyandırıyor.
the scandal was arousing public outrage and demands for change.
Skandal, kamuoyunda öfke ve değişiklik talepleri uyandırıyordu.
the possibility of a promotion was arousing hope in the employees.
İlerleme olasılığı, çalışanlarda umut uyandırıyordu.
the vibrant colors were arousing a cheerful mood.
Canlı renkler, neşeli bir ruh halini uyandırıyordu.
arousing curiosity
merak uyandıran
arousing interest
ilgi uyandıran
arousing suspicion
şüpheler uyandıran
arousing emotions
duyguları uyandıran
arousing anger
öfke uyandıran
arousing hope
umut uyandıran
arousing concern
küskünlük uyandıran
arousing laughter
gülme duygusu uyandıran
arousing debate
mücadele uyandıran
arousing feelings
duyguları uyandıran
the passionate music was arousing a sense of nostalgia.
Passif müzik, nostalji hissi uyandırıyordu.
his speech was arousing considerable debate among the students.
Onun konuşma, öğrenciler arasında önemli bir tartışmaya neden oluyordu.
the film's plot was arousing curiosity in the audience.
Film'in senaryosu, izleyicilerde merak uyandırıyordu.
the beautiful scenery was arousing feelings of awe and wonder.
Güzellikte manzaralar, hayrete ve merak uyandırıyordu.
the aroma of freshly baked bread was arousing appetites.
Yeni pişirilmiş ekmeklerin aroması, lezzet arzularını uyandırıyordu.
the news was arousing concern about the company's future.
Haber, şirketin geleceğine dair endişeleri uyandırıyordu.
the challenge was arousing a competitive spirit in the team.
Çakma, ekip içinde rekabet duygusunu uyandırıyordu.
the artist's work is arousing strong emotions in viewers.
Sanatçının eseri, izleyicilerde güçlü duygular uyandırıyor.
the scandal was arousing public outrage and demands for change.
Skandal, kamuoyunda öfke ve değişiklik talepleri uyandırıyordu.
the possibility of a promotion was arousing hope in the employees.
İlerleme olasılığı, çalışanlarda umut uyandırıyordu.
the vibrant colors were arousing a cheerful mood.
Canlı renkler, neşeli bir ruh halini uyandırıyordu.
Sıkça aranan kelimeleri keşfedin
Kelimeleri daha verimli öğrenmek ister misiniz? DictoGo uygulamasını indirin ve daha fazla kelime ezberleme ve tekrar özelliğinin keyfini çıkarın!
DictoGo'yu Hemen İndir