| Plural | contagions |
emotional contagion
duygu bulaşması
the contagion of disgrace.
utanılacak şeylerin bulaşması.
feared that violence on television was a contagion affecting young viewers.
genç izleyicileri etkileyen bir bulaşıcı hastalık olan televizyondaki şidditten korktular.
The contagion of laughter spread quickly through the room.
Kahkahanın bulaşıcı etkisi odayı hızla sardı.
The contagion of negativity can bring down an entire team.
Negatifliğin bulaşıcı etkisi bir ekibi çökertmeye neden olabilir.
Social media can amplify the contagion of misinformation.
Sosyal medya, yanlış bilginin bulaşmasını artırabilir.
The financial contagion from one country can affect the global economy.
Bir ülkeden yayılan finansal bulaşıcılık, küresel ekonomiyi etkileyebilir.
The contagion of kindness can inspire others to do good deeds.
Kindliğin bulaşıcı etkisi başkalarını iyilik yapmaya teşvik edebilir.
The contagion of panic led to chaos in the streets.
Panik bulaşıcı etkisi, sokaklarda kargaşaya yol açtı.
The contagion of creativity sparked a wave of innovation in the industry.
Yaratıcılığın bulaşıcı etkisi, sektörde yenilik dalgasını başlattı.
The contagion of optimism can uplift the spirits of those around you.
İyimserliğin bulaşıcı etkisi, çevrenizdekilerin ruh halini iyileştirebilir.
It's important to contain the contagion of a contagious disease to prevent its spread.
Bulaşıcı bir hastalığın yayılmasını önlemek için bulaşıcı etkisini kontrol altında tutmak önemlidir.
emotional contagion
duygu bulaşması
the contagion of disgrace.
utanılacak şeylerin bulaşması.
feared that violence on television was a contagion affecting young viewers.
genç izleyicileri etkileyen bir bulaşıcı hastalık olan televizyondaki şidditten korktular.
The contagion of laughter spread quickly through the room.
Kahkahanın bulaşıcı etkisi odayı hızla sardı.
The contagion of negativity can bring down an entire team.
Negatifliğin bulaşıcı etkisi bir ekibi çökertmeye neden olabilir.
Social media can amplify the contagion of misinformation.
Sosyal medya, yanlış bilginin bulaşmasını artırabilir.
The financial contagion from one country can affect the global economy.
Bir ülkeden yayılan finansal bulaşıcılık, küresel ekonomiyi etkileyebilir.
The contagion of kindness can inspire others to do good deeds.
Kindliğin bulaşıcı etkisi başkalarını iyilik yapmaya teşvik edebilir.
The contagion of panic led to chaos in the streets.
Panik bulaşıcı etkisi, sokaklarda kargaşaya yol açtı.
The contagion of creativity sparked a wave of innovation in the industry.
Yaratıcılığın bulaşıcı etkisi, sektörde yenilik dalgasını başlattı.
The contagion of optimism can uplift the spirits of those around you.
İyimserliğin bulaşıcı etkisi, çevrenizdekilerin ruh halini iyileştirebilir.
It's important to contain the contagion of a contagious disease to prevent its spread.
Bulaşıcı bir hastalığın yayılmasını önlemek için bulaşıcı etkisini kontrol altında tutmak önemlidir.
Sıkça aranan kelimeleri keşfedin
Kelimeleri daha verimli öğrenmek ister misiniz? DictoGo uygulamasını indirin ve daha fazla kelime ezberleme ve tekrar özelliğinin keyfini çıkarın!
DictoGo'yu Hemen İndir