crystal-clear water
berrak su
crystal-clear instructions
berrak talimatlar
crystal-clear voice
berrak ses
crystal-clear evidence
berrak kanıt
crystal-clear vision
berrak vizyon
crystal-clear explanation
berrak açıklama
crystal-clear future
berrak gelecek
crystal-clear thinking
berrak düşünme
crystal-clear message
berrak mesaj
crystal-clear understanding
berrak anlama
the lake was crystal-clear, reflecting the blue sky above.
göl berrak ve yukarıdaki mavi gökyüzünü yansıtıyordu.
her voice was crystal-clear over the loudspeaker.
sesi hoparlörden kristal berraklığındaydı.
the instructions were crystal-clear, leaving no room for confusion.
talimatlar kristal berraktı, kafa karışıklığına yer bırakmıyordu.
he delivered a crystal-clear message to the audience.
seyircilere kristal berrak bir mesaj iletti.
the water in the spring was crystal-clear and inviting.
kaynaktaki su kristal berraktı ve davetkardı.
she has a crystal-clear understanding of the project requirements.
proje gereksinimlerini kristal berrak bir şekilde anlıyor.
the evidence presented was crystal-clear and irrefutable.
sunulan kanıtlar kristal berraktı ve çürütülemezdi.
the film's visuals were crystal-clear despite the low light.
düşük ışığa rağmen filmin görselleri kristal berraktı.
the speaker's intentions were crystal-clear to everyone present.
konuşmacının niyetleri orada bulunan herkes için kristal berraktı.
the data provided a crystal-clear picture of the market trends.
veriler piyasa trendlerinin kristal berrak bir resmini sundu.
the relationship between cause and effect was crystal-clear in the experiment.
deneyde neden ve sonuç arasındaki ilişki kristal berraktı.
crystal-clear water
berrak su
crystal-clear instructions
berrak talimatlar
crystal-clear voice
berrak ses
crystal-clear evidence
berrak kanıt
crystal-clear vision
berrak vizyon
crystal-clear explanation
berrak açıklama
crystal-clear future
berrak gelecek
crystal-clear thinking
berrak düşünme
crystal-clear message
berrak mesaj
crystal-clear understanding
berrak anlama
the lake was crystal-clear, reflecting the blue sky above.
göl berrak ve yukarıdaki mavi gökyüzünü yansıtıyordu.
her voice was crystal-clear over the loudspeaker.
sesi hoparlörden kristal berraklığındaydı.
the instructions were crystal-clear, leaving no room for confusion.
talimatlar kristal berraktı, kafa karışıklığına yer bırakmıyordu.
he delivered a crystal-clear message to the audience.
seyircilere kristal berrak bir mesaj iletti.
the water in the spring was crystal-clear and inviting.
kaynaktaki su kristal berraktı ve davetkardı.
she has a crystal-clear understanding of the project requirements.
proje gereksinimlerini kristal berrak bir şekilde anlıyor.
the evidence presented was crystal-clear and irrefutable.
sunulan kanıtlar kristal berraktı ve çürütülemezdi.
the film's visuals were crystal-clear despite the low light.
düşük ışığa rağmen filmin görselleri kristal berraktı.
the speaker's intentions were crystal-clear to everyone present.
konuşmacının niyetleri orada bulunan herkes için kristal berraktı.
the data provided a crystal-clear picture of the market trends.
veriler piyasa trendlerinin kristal berrak bir resmini sundu.
the relationship between cause and effect was crystal-clear in the experiment.
deneyde neden ve sonuç arasındaki ilişki kristal berraktı.
Sıkça aranan kelimeleri keşfedin
Kelimeleri daha verimli öğrenmek ister misiniz? DictoGo uygulamasını indirin ve daha fazla kelime ezberleme ve tekrar özelliğinin keyfini çıkarın!
DictoGo'yu Hemen İndir