dichotomous thinking
ikili düşünme
a dichotomous view of the world.
dünyanın ikili bir görüşü.
The dichotomous nature of the situation made it difficult to choose a side.
Durumun ikili yapısı, bir taraf seçmeyi zorlaştırdı.
His dichotomous personality often left people confused.
Onun ikili kişiliği insanları genellikle şaşkına çevirirdi.
The artist's work explores the dichotomous relationship between tradition and modernity.
Sanatçının çalışması, gelenek ve modernite arasındaki ikili ilişkiyi araştırıyor.
The dichotomous views of the two political parties led to a stalemate in negotiations.
İki siyasi partinin ikili görüşleri, müzakerelerde bir çıkmaza yol açtı.
Her dichotomous feelings towards her job made it hard for her to decide whether to stay or leave.
İşine karşı ikili hisleri, kalıp kalmamaya karar vermesini zorlaştırdı.
The novel presents a dichotomous portrayal of good and evil.
Roman, iyilik ve kötülüğün ikili bir tasvirini sunuyor.
The dichotomous nature of the debate highlighted the deep divides within the community.
Tartışmanın ikili yapısı, toplum içindeki derin ayrılıkları ortaya çıkardı.
The dichotomous relationship between work and leisure is a common theme in modern society.
İş ve boş zaman arasındaki ikili ilişki, modern toplumda yaygın bir temadır.
The dichotomous results of the experiment puzzled the researchers.
Deneyin ikili sonuçları araştırmacıları şaşırtmıştı.
The dichotomous structure of the organization created tension among the members.
Organizasyonun ikili yapısı, üyeler arasında gerginlik yarattı.
dichotomous thinking
ikili düşünme
a dichotomous view of the world.
dünyanın ikili bir görüşü.
The dichotomous nature of the situation made it difficult to choose a side.
Durumun ikili yapısı, bir taraf seçmeyi zorlaştırdı.
His dichotomous personality often left people confused.
Onun ikili kişiliği insanları genellikle şaşkına çevirirdi.
The artist's work explores the dichotomous relationship between tradition and modernity.
Sanatçının çalışması, gelenek ve modernite arasındaki ikili ilişkiyi araştırıyor.
The dichotomous views of the two political parties led to a stalemate in negotiations.
İki siyasi partinin ikili görüşleri, müzakerelerde bir çıkmaza yol açtı.
Her dichotomous feelings towards her job made it hard for her to decide whether to stay or leave.
İşine karşı ikili hisleri, kalıp kalmamaya karar vermesini zorlaştırdı.
The novel presents a dichotomous portrayal of good and evil.
Roman, iyilik ve kötülüğün ikili bir tasvirini sunuyor.
The dichotomous nature of the debate highlighted the deep divides within the community.
Tartışmanın ikili yapısı, toplum içindeki derin ayrılıkları ortaya çıkardı.
The dichotomous relationship between work and leisure is a common theme in modern society.
İş ve boş zaman arasındaki ikili ilişki, modern toplumda yaygın bir temadır.
The dichotomous results of the experiment puzzled the researchers.
Deneyin ikili sonuçları araştırmacıları şaşırtmıştı.
The dichotomous structure of the organization created tension among the members.
Organizasyonun ikili yapısı, üyeler arasında gerginlik yarattı.
Sıkça aranan kelimeleri keşfedin
Kelimeleri daha verimli öğrenmek ister misiniz? DictoGo uygulamasını indirin ve daha fazla kelime ezberleme ve tekrar özelliğinin keyfini çıkarın!
DictoGo'yu Hemen İndir