| Plural | enablers |
Expeditionary war needs airlift, sealift, jets, helicopters, drones and other “enablers” like field hospitals.
Harekât savaşının hava ikmal, deniz ikmal, jetler, helikopterler, dronlar ve saha hastaneleri gibi diğer destekleyicilere ihtiyacı var.
She is an enabler of his bad habits.
O, onun kötü alışkanlıklarının tetikleyicisidir.
The company provides tools that act as enablers for productivity.
Şirket, üretkenliği artıran araçlar sağlar.
Being an enabler of creativity, she always supports her team's innovative ideas.
Yaratıcılığı teşvik eden biri olarak, ekibinin yenilikçi fikirlerini her zaman destekler.
The new technology serves as an enabler for efficient communication within the organization.
Yeni teknoloji, organizasyon içinde verimli iletişim için bir zemin hazırlayan bir araçtır.
Education is often seen as an enabler of social mobility.
Eğitim genellikle sosyal hareketlilik için bir fırsat sağlayıcı olarak görülür.
He is an enabler of positive change in the community.
O, toplumda olumlu değişimin öncüsüdür.
The supportive environment acts as an enabler for personal growth.
Destekleyici ortam, kişisel gelişim için bir zemin oluşturur.
Effective leadership can be an enabler of organizational success.
Etkili liderlik, organizasyon başarısı için bir zemin olabilir.
The new policy serves as an enabler for sustainable development.
Yeni politika, sürdürülebilir kalkınma için bir zemin oluşturur.
She plays the role of an enabler in helping her friends achieve their goals.
O, arkadaşlarının hedeflerine ulaşmalarına yardımcı olurken bir zemin hazırlayan rolü üstlenir.
Expeditionary war needs airlift, sealift, jets, helicopters, drones and other “enablers” like field hospitals.
Harekât savaşının hava ikmal, deniz ikmal, jetler, helikopterler, dronlar ve saha hastaneleri gibi diğer destekleyicilere ihtiyacı var.
She is an enabler of his bad habits.
O, onun kötü alışkanlıklarının tetikleyicisidir.
The company provides tools that act as enablers for productivity.
Şirket, üretkenliği artıran araçlar sağlar.
Being an enabler of creativity, she always supports her team's innovative ideas.
Yaratıcılığı teşvik eden biri olarak, ekibinin yenilikçi fikirlerini her zaman destekler.
The new technology serves as an enabler for efficient communication within the organization.
Yeni teknoloji, organizasyon içinde verimli iletişim için bir zemin hazırlayan bir araçtır.
Education is often seen as an enabler of social mobility.
Eğitim genellikle sosyal hareketlilik için bir fırsat sağlayıcı olarak görülür.
He is an enabler of positive change in the community.
O, toplumda olumlu değişimin öncüsüdür.
The supportive environment acts as an enabler for personal growth.
Destekleyici ortam, kişisel gelişim için bir zemin oluşturur.
Effective leadership can be an enabler of organizational success.
Etkili liderlik, organizasyon başarısı için bir zemin olabilir.
The new policy serves as an enabler for sustainable development.
Yeni politika, sürdürülebilir kalkınma için bir zemin oluşturur.
She plays the role of an enabler in helping her friends achieve their goals.
O, arkadaşlarının hedeflerine ulaşmalarına yardımcı olurken bir zemin hazırlayan rolü üstlenir.
Sıkça aranan kelimeleri keşfedin
Kelimeleri daha verimli öğrenmek ister misiniz? DictoGo uygulamasını indirin ve daha fazla kelime ezberleme ve tekrar özelliğinin keyfini çıkarın!
DictoGo'yu Hemen İndir