the new regulation acts as an enfeebler of small business growth.
Yeni yönetmelik, küçük işletmelerin büyümesini zayıflatan bir etkendir.
chronic stress is a powerful enfeebler of the immune system.
Kronik stres, bağışıklık sisteminin güçlü bir zayıflayıcısıdır.
the medication serves as an enfeebler of viral replication.
İlaç, virüsün çoğalmasını zayıflatan bir etkendir.
corruption remains the ultimate enfeebler of democratic institutions.
Yolsuzluk, demokratik kurumların en son zayıflayıcısı kalmaya devam ediyor.
economic sanctions function as an enfeebler of military capability.
Ekonomik yaptırımlar, askeri kapasitenin zayıflayıcısı olarak işlev görür.
the chemical compound is a potent enfeebler of muscle function.
Bu kimyasal bileşik, kas fonksiyonlarının güçlü bir zayıflayıcısıdır.
prolonged isolation can be a significant enfeebler of cognitive abilities.
Uzun süreli izolasyon, bilişsel yeteneklerin önemli bir zayıflayıcısı olabilir.
the policy change became a major enfeebler of regional development.
Politika değişikliği, bölgesel gelişmenin büyük bir zayıflayıcısı haline geldi.
inadequate nutrition acts as an enfeebler of physical development in children.
Yetersiz beslenme, çocukların fiziksel gelişimini zayıflatan bir etkendir.
social media algorithms can serve as enfeeblers of critical thinking.
Sosyal medya algoritmaları, eleştirel düşünmenin zayıflayıcıları olarak hizmet edebilir.
the treaty includes provisions designed as enfeeblers of hostile military actions.
Antlaşma, düşmanca askeri eylemlerin zayıflayıcıları olarak tasarlanmış hükümleri içerir.
age-related decline makes the heart an inevitable enfeebler of overall vitality.
Yaşla ilgili düşüş, kalbin genel yaşam gücünün kaçınılmaz bir zayıflayıcısı haline gelir.
the new regulation acts as an enfeebler of small business growth.
Yeni yönetmelik, küçük işletmelerin büyümesini zayıflatan bir etkendir.
chronic stress is a powerful enfeebler of the immune system.
Kronik stres, bağışıklık sisteminin güçlü bir zayıflayıcısıdır.
the medication serves as an enfeebler of viral replication.
İlaç, virüsün çoğalmasını zayıflatan bir etkendir.
corruption remains the ultimate enfeebler of democratic institutions.
Yolsuzluk, demokratik kurumların en son zayıflayıcısı kalmaya devam ediyor.
economic sanctions function as an enfeebler of military capability.
Ekonomik yaptırımlar, askeri kapasitenin zayıflayıcısı olarak işlev görür.
the chemical compound is a potent enfeebler of muscle function.
Bu kimyasal bileşik, kas fonksiyonlarının güçlü bir zayıflayıcısıdır.
prolonged isolation can be a significant enfeebler of cognitive abilities.
Uzun süreli izolasyon, bilişsel yeteneklerin önemli bir zayıflayıcısı olabilir.
the policy change became a major enfeebler of regional development.
Politika değişikliği, bölgesel gelişmenin büyük bir zayıflayıcısı haline geldi.
inadequate nutrition acts as an enfeebler of physical development in children.
Yetersiz beslenme, çocukların fiziksel gelişimini zayıflatan bir etkendir.
social media algorithms can serve as enfeeblers of critical thinking.
Sosyal medya algoritmaları, eleştirel düşünmenin zayıflayıcıları olarak hizmet edebilir.
the treaty includes provisions designed as enfeeblers of hostile military actions.
Antlaşma, düşmanca askeri eylemlerin zayıflayıcıları olarak tasarlanmış hükümleri içerir.
age-related decline makes the heart an inevitable enfeebler of overall vitality.
Yaşla ilgili düşüş, kalbin genel yaşam gücünün kaçınılmaz bir zayıflayıcısı haline gelir.
Sıkça aranan kelimeleri keşfedin
Kelimeleri daha verimli öğrenmek ister misiniz? DictoGo uygulamasını indirin ve daha fazla kelime ezberleme ve tekrar özelliğinin keyfini çıkarın!
DictoGo'yu Hemen İndir