exacerbator role
Turkish_translation
primary exacerbator
Turkish_translation
an exacerbator
Turkish_translation
exacerbator identified
Turkish_translation
exacerbator effect
Turkish_translation
exacerbator present
Turkish_translation
exacerbator influence
Turkish_translation
exacerbator found
Turkish_translation
exacerbator impact
Turkish_translation
the rising cost of living is a major exacerbator of poverty.
Yaşam maliyetinin artması, yoksulluğun büyük bir tetikleyicisidir.
pollution is a significant exacerbator of respiratory problems.
Kirlilik, solunum problemlerinin önemli bir tetikleyicisidir.
stress can be an exacerbator of existing mental health conditions.
Stres, var olan zihinsel sağlığı etkileyebilir.
inflation proved to be a powerful exacerbator of economic inequality.
Enflasyon, ekonomik eşitsizliğin güçlü bir tetikleyicisi olarak ortaya çıktı.
climate change is a key exacerbator of drought conditions worldwide.
Klima değişikliği, dünya çapında kuraklık koşullarının temel bir tetikleyicisidir.
poor diet can be an exacerbator of skin conditions like acne.
Kötü beslenme, akne gibi cilt problemlerinin tetikleyicisi olabilir.
lack of sleep is often an exacerbator of anxiety and depression.
Uyku eksikliği, genellikle korku ve depresyonun tetikleyicisidir.
the ongoing conflict is a serious exacerbator of the humanitarian crisis.
Devam eden çatışma, insanî krizin ciddi bir tetikleyicisidir.
unemployment is a significant exacerbator of social unrest.
İşsizlik, sosyal gerginliklerin önemli bir tetikleyicisidir.
the policy changes acted as an exacerbator for the company's financial woes.
Politika değişiklikleri, şirketin mali sorunlarının tetikleyicisi oldu.
his aggressive behavior was an exacerbator to the already tense situation.
Agresif davranışları, zaten gergin olan durumu daha da alevlendirdi.
exacerbator role
Turkish_translation
primary exacerbator
Turkish_translation
an exacerbator
Turkish_translation
exacerbator identified
Turkish_translation
exacerbator effect
Turkish_translation
exacerbator present
Turkish_translation
exacerbator influence
Turkish_translation
exacerbator found
Turkish_translation
exacerbator impact
Turkish_translation
the rising cost of living is a major exacerbator of poverty.
Yaşam maliyetinin artması, yoksulluğun büyük bir tetikleyicisidir.
pollution is a significant exacerbator of respiratory problems.
Kirlilik, solunum problemlerinin önemli bir tetikleyicisidir.
stress can be an exacerbator of existing mental health conditions.
Stres, var olan zihinsel sağlığı etkileyebilir.
inflation proved to be a powerful exacerbator of economic inequality.
Enflasyon, ekonomik eşitsizliğin güçlü bir tetikleyicisi olarak ortaya çıktı.
climate change is a key exacerbator of drought conditions worldwide.
Klima değişikliği, dünya çapında kuraklık koşullarının temel bir tetikleyicisidir.
poor diet can be an exacerbator of skin conditions like acne.
Kötü beslenme, akne gibi cilt problemlerinin tetikleyicisi olabilir.
lack of sleep is often an exacerbator of anxiety and depression.
Uyku eksikliği, genellikle korku ve depresyonun tetikleyicisidir.
the ongoing conflict is a serious exacerbator of the humanitarian crisis.
Devam eden çatışma, insanî krizin ciddi bir tetikleyicisidir.
unemployment is a significant exacerbator of social unrest.
İşsizlik, sosyal gerginliklerin önemli bir tetikleyicisidir.
the policy changes acted as an exacerbator for the company's financial woes.
Politika değişiklikleri, şirketin mali sorunlarının tetikleyicisi oldu.
his aggressive behavior was an exacerbator to the already tense situation.
Agresif davranışları, zaten gergin olan durumu daha da alevlendirdi.
Sıkça aranan kelimeleri keşfedin
Kelimeleri daha verimli öğrenmek ister misiniz? DictoGo uygulamasını indirin ve daha fazla kelime ezberleme ve tekrar özelliğinin keyfini çıkarın!
DictoGo'yu Hemen İndir