gravelly voice
boğuk ses
gravelly texture
graveli doku
gravelly soil
graveli toprak
a dry gravelly soil.
kuru, çakıllı toprak.
His gravelly voice added a sense of authority to his speeches.
Boğuk sesi, konuşmalarına otorite katıyordu.
The actor's gravelly voice made him perfect for the role of a tough detective.
Aktörün boğuk sesi, onu sert bir dedektif rolü için mükemmel yapıyordu.
She spoke in a gravelly tone after catching a cold.
Soğan yakaladıktan sonra boğuk bir tonda konuştu.
The old truck rumbled down the gravelly road.
Eski kamyon, çakıllı yolda gürültüyle ilerledi.
The singer's gravelly voice gave the song a raw, emotional edge.
Şarkıcının boğuk sesi, şarkıya ham, duygusal bir hava kattı.
The path to the beach was lined with gravelly stones.
Denize giden yol, çakıllı taşlarla çevriliydi.
The gravelly soil in the garden drained well during heavy rain.
Bahçedeki çakıllı toprak, şiddetli yağmurda iyi drene oluyordu.
He cleared his throat, his gravelly cough echoing in the empty room.
Boğazını temizledi, boğuk öksürüğü boş odada yankılandı.
The old man's gravelly laughter filled the room with warmth.
Yaşlı adamın boğuk kahkahası odayı sıcaklıkla doldurdu.
The gravelly texture of the road made cycling difficult.
Yolun çakıllı yapısı bisiklete binmeyi zorlaştırıyordu.
gravelly voice
boğuk ses
gravelly texture
graveli doku
gravelly soil
graveli toprak
a dry gravelly soil.
kuru, çakıllı toprak.
His gravelly voice added a sense of authority to his speeches.
Boğuk sesi, konuşmalarına otorite katıyordu.
The actor's gravelly voice made him perfect for the role of a tough detective.
Aktörün boğuk sesi, onu sert bir dedektif rolü için mükemmel yapıyordu.
She spoke in a gravelly tone after catching a cold.
Soğan yakaladıktan sonra boğuk bir tonda konuştu.
The old truck rumbled down the gravelly road.
Eski kamyon, çakıllı yolda gürültüyle ilerledi.
The singer's gravelly voice gave the song a raw, emotional edge.
Şarkıcının boğuk sesi, şarkıya ham, duygusal bir hava kattı.
The path to the beach was lined with gravelly stones.
Denize giden yol, çakıllı taşlarla çevriliydi.
The gravelly soil in the garden drained well during heavy rain.
Bahçedeki çakıllı toprak, şiddetli yağmurda iyi drene oluyordu.
He cleared his throat, his gravelly cough echoing in the empty room.
Boğazını temizledi, boğuk öksürüğü boş odada yankılandı.
The old man's gravelly laughter filled the room with warmth.
Yaşlı adamın boğuk kahkahası odayı sıcaklıkla doldurdu.
The gravelly texture of the road made cycling difficult.
Yolun çakıllı yapısı bisiklete binmeyi zorlaştırıyordu.
Sıkça aranan kelimeleri keşfedin
Kelimeleri daha verimli öğrenmek ister misiniz? DictoGo uygulamasını indirin ve daha fazla kelime ezberleme ve tekrar özelliğinin keyfini çıkarın!
DictoGo'yu Hemen İndir