inappeasable anger
dindirilmez öfke
inappeasable hunger
dindirilmez açlık
inappeasable desire
dindirilmez arzu
inappeasable wrath
dindirilmez hiddet
inappeasable thirst
dindirilmez susuzluk
inappeasable grief
dindirilmez keder
inappeasable demands
dindirilmez talepler
inappeasable need
dindirilmez ihtiyaç
inappeasable urge
dindirilmez dürtü
inappeasable dissatisfaction
dindirilmez hoşnutsuzluk
the inappeasable hunger drove him to search for food.
bitmek bilmeyen açlık onu yiyecek bulmak için aramaya itti.
her inappeasable curiosity led her to explore every corner of the city.
bitmek bilmeyen merakı onu şehrin her köşesini keşfetmeye yöneltti.
the inappeasable demands of the project required more resources.
projenin bitmek bilmeyen talepleri daha fazla kaynak gerektiriyordu.
he had an inappeasable desire for knowledge that kept him reading.
onu okumaya devam ettiren bitmek bilmeyen bir bilgi arzusu vardı.
the inappeasable anger of the crowd led to protests.
kalabalığın bitmek bilmeyen öfkesi protestolara yol açtı.
her inappeasable ambition pushed her to work harder.
bitmek bilmeyen hırsı onu daha çok çalışmaya itti.
they faced inappeasable criticism for their decisions.
kararları için bitmek bilmeyen eleştirilerle karşılaştılar.
the inappeasable thirst for adventure drove him to travel the world.
macera tutkusu onu dünyayı gezmek için harekete geçirdi.
his inappeasable love for music inspired him to create new songs.
müziğe olan bitmek bilmeyen sevgisi onu yeni şarkılar yaratmaya ilham verdi.
she felt an inappeasable sadness after the loss.
kayıp sonrası bitmek bilmeyen bir üzüntü hissetti.
inappeasable anger
dindirilmez öfke
inappeasable hunger
dindirilmez açlık
inappeasable desire
dindirilmez arzu
inappeasable wrath
dindirilmez hiddet
inappeasable thirst
dindirilmez susuzluk
inappeasable grief
dindirilmez keder
inappeasable demands
dindirilmez talepler
inappeasable need
dindirilmez ihtiyaç
inappeasable urge
dindirilmez dürtü
inappeasable dissatisfaction
dindirilmez hoşnutsuzluk
the inappeasable hunger drove him to search for food.
bitmek bilmeyen açlık onu yiyecek bulmak için aramaya itti.
her inappeasable curiosity led her to explore every corner of the city.
bitmek bilmeyen merakı onu şehrin her köşesini keşfetmeye yöneltti.
the inappeasable demands of the project required more resources.
projenin bitmek bilmeyen talepleri daha fazla kaynak gerektiriyordu.
he had an inappeasable desire for knowledge that kept him reading.
onu okumaya devam ettiren bitmek bilmeyen bir bilgi arzusu vardı.
the inappeasable anger of the crowd led to protests.
kalabalığın bitmek bilmeyen öfkesi protestolara yol açtı.
her inappeasable ambition pushed her to work harder.
bitmek bilmeyen hırsı onu daha çok çalışmaya itti.
they faced inappeasable criticism for their decisions.
kararları için bitmek bilmeyen eleştirilerle karşılaştılar.
the inappeasable thirst for adventure drove him to travel the world.
macera tutkusu onu dünyayı gezmek için harekete geçirdi.
his inappeasable love for music inspired him to create new songs.
müziğe olan bitmek bilmeyen sevgisi onu yeni şarkılar yaratmaya ilham verdi.
she felt an inappeasable sadness after the loss.
kayıp sonrası bitmek bilmeyen bir üzüntü hissetti.
Sıkça aranan kelimeleri keşfedin
Kelimeleri daha verimli öğrenmek ister misiniz? DictoGo uygulamasını indirin ve daha fazla kelime ezberleme ve tekrar özelliğinin keyfini çıkarın!
DictoGo'yu Hemen İndir