jeopardizes safety
güvenliği tehlikeye atar
jeopardizes health
sağlığı tehlikeye atar
jeopardizes future
geleceği tehlikeye atar
jeopardizes success
başarıyı tehlikeye atar
jeopardizes trust
güveni tehlikeye atar
jeopardizes progress
ilerlemeyi tehlikeye atar
jeopardizes relationships
ilişkileri tehlikeye atar
jeopardizes resources
kaynakları tehlikeye atar
jeopardizes reputation
itibarı tehlikeye atar
jeopardizes opportunities
fırsatları tehlikeye atar
his reckless driving jeopardizes the safety of others on the road.
Onun dikkatsiz sürüşü, yol üzerindeki diğerlerinin güvenliğini tehlikeye atıyor.
ignoring climate change jeopardizes future generations.
İklim değişikliğini göz ardı etmek, gelecek nesilleri tehlikeye atıyor.
the company's financial instability jeopardizes employee jobs.
Şirketin finansal istikrarsızlığı, çalışanların işlerini tehlikeye atıyor.
his poor health jeopardizes his chances of recovery.
Onun kötü sağlığı, iyileşme şansını tehlikeye atıyor.
excessive pollution jeopardizes marine life.
Aşırı kirlilik, deniz yaşamını tehlikeye atıyor.
neglecting education jeopardizes a child's future.
Eğitime gereken önemi vermemek, bir çocuğun geleceğini tehlikeye atıyor.
failure to follow safety protocols jeopardizes the entire team.
Güvenlik protokollerini izlemememesi, tüm ekibi tehlikeye atıyor.
his actions jeopardize the integrity of the project.
Onun eylemleri, projenin bütünlüğünü tehlikeye atıyor.
inadequate training jeopardizes employee performance.
Yetersiz eğitim, çalışan performansını tehlikeye atıyor.
overfishing jeopardizes the sustainability of fish populations.
Aşırı avlanma, balık popülasyonlarının sürdürülebilirliğini tehlikeye atıyor.
jeopardizes safety
güvenliği tehlikeye atar
jeopardizes health
sağlığı tehlikeye atar
jeopardizes future
geleceği tehlikeye atar
jeopardizes success
başarıyı tehlikeye atar
jeopardizes trust
güveni tehlikeye atar
jeopardizes progress
ilerlemeyi tehlikeye atar
jeopardizes relationships
ilişkileri tehlikeye atar
jeopardizes resources
kaynakları tehlikeye atar
jeopardizes reputation
itibarı tehlikeye atar
jeopardizes opportunities
fırsatları tehlikeye atar
his reckless driving jeopardizes the safety of others on the road.
Onun dikkatsiz sürüşü, yol üzerindeki diğerlerinin güvenliğini tehlikeye atıyor.
ignoring climate change jeopardizes future generations.
İklim değişikliğini göz ardı etmek, gelecek nesilleri tehlikeye atıyor.
the company's financial instability jeopardizes employee jobs.
Şirketin finansal istikrarsızlığı, çalışanların işlerini tehlikeye atıyor.
his poor health jeopardizes his chances of recovery.
Onun kötü sağlığı, iyileşme şansını tehlikeye atıyor.
excessive pollution jeopardizes marine life.
Aşırı kirlilik, deniz yaşamını tehlikeye atıyor.
neglecting education jeopardizes a child's future.
Eğitime gereken önemi vermemek, bir çocuğun geleceğini tehlikeye atıyor.
failure to follow safety protocols jeopardizes the entire team.
Güvenlik protokollerini izlemememesi, tüm ekibi tehlikeye atıyor.
his actions jeopardize the integrity of the project.
Onun eylemleri, projenin bütünlüğünü tehlikeye atıyor.
inadequate training jeopardizes employee performance.
Yetersiz eğitim, çalışan performansını tehlikeye atıyor.
overfishing jeopardizes the sustainability of fish populations.
Aşırı avlanma, balık popülasyonlarının sürdürülebilirliğini tehlikeye atıyor.
Sıkça aranan kelimeleri keşfedin
Kelimeleri daha verimli öğrenmek ister misiniz? DictoGo uygulamasını indirin ve daha fazla kelime ezberleme ve tekrar özelliğinin keyfini çıkarın!
DictoGo'yu Hemen İndir