| Plural | sullennesses |
sullenness of youth
gençliğin huysuzluğu
face of sullenness
huysuzluğun yüzü
deep sullenness
derin huysuzluk
sullenness in silence
sessizlikteki huysuzluk
air of sullenness
huysuzluğun havası
sullenness and gloom
huysuzluk ve kasvet
sullenness of expression
ifadenin huysuzluğu
sullenness in mood
ruh halindeki huysuzluk
sullenness of demeanor
davranış biçimindeki huysuzluk
sullenness of attitude
tutumdaki huysuzluk
his constant sullenness made it difficult to enjoy the party.
Sürekli morali bozukluğu, partiden keyif almayı zorlaştırdı.
she responded to his jokes with a sulk of sullenness.
O, onun şakalarına morali bozuk bir tavırla karşılık verdi.
the child's sullenness was a clear sign of his disappointment.
Çocuğun morali bozukluğu, hayal kırıklığının açık bir işaretiydi.
his sullenness during the meeting raised concerns among his colleagues.
Toplantı sırasında morali bozukluğu, meslektaşları arasında endişe yarattı.
she tried to hide her sullenness behind a forced smile.
Zorla bir gülümseme arkasına saklamaya çalıştı.
the team's sullenness after the loss was palpable.
Maçtan sonra takımın morali bozukluğu belirgindi.
his sullenness reflected his inner turmoil.
Morali bozukluğu içindeki iç çatışmasını yansıtıyordu.
she often fell into a state of sullenness when things didn’t go her way.
İşler onun istediği gibi olmadığında sık sık morali bozuk bir duruma düşüyordu.
the sullenness in his voice indicated his lack of enthusiasm.
Sesindeki morali bozukluk, coşkusunun olmadığını gösteriyordu.
after the argument, a heavy sullenness hung over the room.
Tartışmadan sonra odada ağır bir morali bozukluk havası vardı.
sullenness of youth
gençliğin huysuzluğu
face of sullenness
huysuzluğun yüzü
deep sullenness
derin huysuzluk
sullenness in silence
sessizlikteki huysuzluk
air of sullenness
huysuzluğun havası
sullenness and gloom
huysuzluk ve kasvet
sullenness of expression
ifadenin huysuzluğu
sullenness in mood
ruh halindeki huysuzluk
sullenness of demeanor
davranış biçimindeki huysuzluk
sullenness of attitude
tutumdaki huysuzluk
his constant sullenness made it difficult to enjoy the party.
Sürekli morali bozukluğu, partiden keyif almayı zorlaştırdı.
she responded to his jokes with a sulk of sullenness.
O, onun şakalarına morali bozuk bir tavırla karşılık verdi.
the child's sullenness was a clear sign of his disappointment.
Çocuğun morali bozukluğu, hayal kırıklığının açık bir işaretiydi.
his sullenness during the meeting raised concerns among his colleagues.
Toplantı sırasında morali bozukluğu, meslektaşları arasında endişe yarattı.
she tried to hide her sullenness behind a forced smile.
Zorla bir gülümseme arkasına saklamaya çalıştı.
the team's sullenness after the loss was palpable.
Maçtan sonra takımın morali bozukluğu belirgindi.
his sullenness reflected his inner turmoil.
Morali bozukluğu içindeki iç çatışmasını yansıtıyordu.
she often fell into a state of sullenness when things didn’t go her way.
İşler onun istediği gibi olmadığında sık sık morali bozuk bir duruma düşüyordu.
the sullenness in his voice indicated his lack of enthusiasm.
Sesindeki morali bozukluk, coşkusunun olmadığını gösteriyordu.
after the argument, a heavy sullenness hung over the room.
Tartışmadan sonra odada ağır bir morali bozukluk havası vardı.
Sıkça aranan kelimeleri keşfedin
Kelimeleri daha verimli öğrenmek ister misiniz? DictoGo uygulamasını indirin ve daha fazla kelime ezberleme ve tekrar özelliğinin keyfini çıkarın!
DictoGo'yu Hemen İndir