unimposing presence
sıkıntısız görünüm
unimposing style
sıkıntısız stil
unimposing exterior
sıkıntısız dış görünüş
unimposing demeanor
sıkıntısız tavır
unimposing figure
sıkıntısız figür
unimposing nature
sıkıntısız doğa
unimposing architecture
sıkıntısız mimari
unimposing charm
sıkıntısız çekicilik
unimposing surroundings
sıkıntısız çevre
unimposing talent
sıkıntısız yetenek
the unimposing building blended seamlessly with its surroundings.
mütevazı bina çevresiyle kusursuz bir şekilde bütünleşiyordu.
despite his unimposing appearance, he was a brilliant leader.
görünüşü mütevazı olmasına rağmen, parlak bir liderdi.
her unimposing demeanor made her approachable.
onun mütevazı tavırları onu yaklaşılabilir kılıyordu.
the unimposing restaurant served the best food in town.
mütevazı restoran, şehirdeki en iyi yemeği servis ediyordu.
he preferred an unimposing lifestyle over flashy displays of wealth.
parlak zenginlik gösterileri yerine mütevazı bir yaşam tarzını tercih etti.
the unimposing nature of the gift made it even more special.
hediyenin mütevazı doğası, onu daha da özel kıldı.
her unimposing talent was recognized only after years of hard work.
onun mütevazı yeteneği, uzun yıllar çalıştıktan sonra fark edildi.
the unimposing garden was a hidden gem in the city.
mütevazı bahçe, şehirde gizli bir mücevherdi.
he gave an unimposing speech that left a lasting impression.
kalıcı bir etki bırakan mütevazı bir konuşma yaptı.
her unimposing personality made her a great team player.
onun mütevazı kişiliği onu harika bir ekip oyuncusu yaptı.
unimposing presence
sıkıntısız görünüm
unimposing style
sıkıntısız stil
unimposing exterior
sıkıntısız dış görünüş
unimposing demeanor
sıkıntısız tavır
unimposing figure
sıkıntısız figür
unimposing nature
sıkıntısız doğa
unimposing architecture
sıkıntısız mimari
unimposing charm
sıkıntısız çekicilik
unimposing surroundings
sıkıntısız çevre
unimposing talent
sıkıntısız yetenek
the unimposing building blended seamlessly with its surroundings.
mütevazı bina çevresiyle kusursuz bir şekilde bütünleşiyordu.
despite his unimposing appearance, he was a brilliant leader.
görünüşü mütevazı olmasına rağmen, parlak bir liderdi.
her unimposing demeanor made her approachable.
onun mütevazı tavırları onu yaklaşılabilir kılıyordu.
the unimposing restaurant served the best food in town.
mütevazı restoran, şehirdeki en iyi yemeği servis ediyordu.
he preferred an unimposing lifestyle over flashy displays of wealth.
parlak zenginlik gösterileri yerine mütevazı bir yaşam tarzını tercih etti.
the unimposing nature of the gift made it even more special.
hediyenin mütevazı doğası, onu daha da özel kıldı.
her unimposing talent was recognized only after years of hard work.
onun mütevazı yeteneği, uzun yıllar çalıştıktan sonra fark edildi.
the unimposing garden was a hidden gem in the city.
mütevazı bahçe, şehirde gizli bir mücevherdi.
he gave an unimposing speech that left a lasting impression.
kalıcı bir etki bırakan mütevazı bir konuşma yaptı.
her unimposing personality made her a great team player.
onun mütevazı kişiliği onu harika bir ekip oyuncusu yaptı.
Sıkça aranan kelimeleri keşfedin
Kelimeleri daha verimli öğrenmek ister misiniz? DictoGo uygulamasını indirin ve daha fazla kelime ezberleme ve tekrar özelliğinin keyfini çıkarın!
DictoGo'yu Hemen İndir