unlivable conditions
yaşanmaz koşullar
unlivable space
yaşanmaz alan
unlivable environment
yaşanmaz çevre
unlivable housing
yaşanmaz konut
unlivable city
yaşanmaz şehir
unlivable situation
yaşanmaz durum
unlivable area
yaşanmaz bölge
unlivable place
yaşanmaz yer
unlivable climate
yaşanmaz iklim
unlivable region
yaşanmaz bölge
the pollution made the city unlivable.
Kirlilik şehri yaşanmaz hale getirdi.
after the earthquake, many homes became unlivable.
Depremden sonra birçok ev yaşanmaz hale geldi.
the extreme weather conditions rendered the area unlivable.
Aşırı hava koşulları bölgeyi yaşanmaz hale getirdi.
they had to leave because the conditions were unlivable.
Koşullar yaşanmaz olduğu için gitmek zorunda kaldılar.
years of neglect made the building unlivable.
Yıllarca ihmal edilen bina yaşanmaz hale geldi.
rising sea levels are making coastal areas unlivable.
Yükselen deniz seviyeleri kıyı bölgelerini yaşanmaz hale getiriyor.
the lack of basic services made the town unlivable.
Temel hizmetlerin olmaması kasabayı yaşanmaz hale getirdi.
many families were displaced due to unlivable conditions.
Yaşanmaz koşullar nedeniyle birçok aile yerinden edildi.
he described the situation as unlivable for anyone.
Durumu herkes için yaşanmaz olarak tanımladı.
unlivable environments can lead to health issues.
Yaşanmaz ortamlar sağlık sorunlarına yol açabilir.
unlivable conditions
yaşanmaz koşullar
unlivable space
yaşanmaz alan
unlivable environment
yaşanmaz çevre
unlivable housing
yaşanmaz konut
unlivable city
yaşanmaz şehir
unlivable situation
yaşanmaz durum
unlivable area
yaşanmaz bölge
unlivable place
yaşanmaz yer
unlivable climate
yaşanmaz iklim
unlivable region
yaşanmaz bölge
the pollution made the city unlivable.
Kirlilik şehri yaşanmaz hale getirdi.
after the earthquake, many homes became unlivable.
Depremden sonra birçok ev yaşanmaz hale geldi.
the extreme weather conditions rendered the area unlivable.
Aşırı hava koşulları bölgeyi yaşanmaz hale getirdi.
they had to leave because the conditions were unlivable.
Koşullar yaşanmaz olduğu için gitmek zorunda kaldılar.
years of neglect made the building unlivable.
Yıllarca ihmal edilen bina yaşanmaz hale geldi.
rising sea levels are making coastal areas unlivable.
Yükselen deniz seviyeleri kıyı bölgelerini yaşanmaz hale getiriyor.
the lack of basic services made the town unlivable.
Temel hizmetlerin olmaması kasabayı yaşanmaz hale getirdi.
many families were displaced due to unlivable conditions.
Yaşanmaz koşullar nedeniyle birçok aile yerinden edildi.
he described the situation as unlivable for anyone.
Durumu herkes için yaşanmaz olarak tanımladı.
unlivable environments can lead to health issues.
Yaşanmaz ortamlar sağlık sorunlarına yol açabilir.
Sıkça aranan kelimeleri keşfedin
Kelimeleri daha verimli öğrenmek ister misiniz? DictoGo uygulamasını indirin ve daha fazla kelime ezberleme ve tekrar özelliğinin keyfini çıkarın!
DictoGo'yu Hemen İndir