the athlete's unsated desire for gold drove him to train harder.
Atletin altın için doyamayan isteği, onu daha çok antrenman yapmaya zorladı.
despite the delicious meal, he felt an unsated hunger.
Lezzetli yemek olsa da, onun içinde doyamayan bir açlık hissi vardı.
her unsated curiosity led her to explore the abandoned house.
Doyamayan merakı, onu terk edilmiş evi keşfetmeye yönlendirdi.
the child’s unsated need for attention made him act out.
Çocuğun dikkat için doyamayan ihtiyacı, onu dramatik davrandırmaya sebep oldu.
an unsated thirst plagued the hikers as they climbed the mountain.
Dağın zirvesine tırmanırken, hikayecileri bir doyamayan susuzluk zorladı.
the company's unsated ambition led them to expand globally.
Şirketin doyamayan ambisiyonu, onları küresel olarak genişlemeye yönlendirdi.
he had an unsated longing for his homeland after years abroad.
Yurtdışında yıllar geçirdikten sonra, onun vatanı için doyamayan özlemi vardı.
the artist expressed his unsated creativity through vibrant paintings.
Sanatçı, canlı renkli boyamalarla doyamayan yaratıcılığını ifade etti.
the fans showed their unsated enthusiasm for the band at the concert.
Konserde, hayranlar band için doyamayan bir entüziyazm gösterdiler.
the dog’s unsated urge to chase squirrels was a constant challenge.
Kedinin sıçanları kovalamak için doyamayan dürtüsü, sürekli bir zorluk oldu.
the scientist pursued his unsated quest for a cure with unwavering dedication.
Bilim insanı, bir tedavinin arayışında doyamayan çabasını kararlılıkla sürdürüyor.
the athlete's unsated desire for gold drove him to train harder.
Atletin altın için doyamayan isteği, onu daha çok antrenman yapmaya zorladı.
despite the delicious meal, he felt an unsated hunger.
Lezzetli yemek olsa da, onun içinde doyamayan bir açlık hissi vardı.
her unsated curiosity led her to explore the abandoned house.
Doyamayan merakı, onu terk edilmiş evi keşfetmeye yönlendirdi.
the child’s unsated need for attention made him act out.
Çocuğun dikkat için doyamayan ihtiyacı, onu dramatik davrandırmaya sebep oldu.
an unsated thirst plagued the hikers as they climbed the mountain.
Dağın zirvesine tırmanırken, hikayecileri bir doyamayan susuzluk zorladı.
the company's unsated ambition led them to expand globally.
Şirketin doyamayan ambisiyonu, onları küresel olarak genişlemeye yönlendirdi.
he had an unsated longing for his homeland after years abroad.
Yurtdışında yıllar geçirdikten sonra, onun vatanı için doyamayan özlemi vardı.
the artist expressed his unsated creativity through vibrant paintings.
Sanatçı, canlı renkli boyamalarla doyamayan yaratıcılığını ifade etti.
the fans showed their unsated enthusiasm for the band at the concert.
Konserde, hayranlar band için doyamayan bir entüziyazm gösterdiler.
the dog’s unsated urge to chase squirrels was a constant challenge.
Kedinin sıçanları kovalamak için doyamayan dürtüsü, sürekli bir zorluk oldu.
the scientist pursued his unsated quest for a cure with unwavering dedication.
Bilim insanı, bir tedavinin arayışında doyamayan çabasını kararlılıkla sürdürüyor.
Sıkça aranan kelimeleri keşfedin
Kelimeleri daha verimli öğrenmek ister misiniz? DictoGo uygulamasını indirin ve daha fazla kelime ezberleme ve tekrar özelliğinin keyfini çıkarın!
DictoGo'yu Hemen İndir