| Present Participle | staring |
staring blankly
boş boş bakmak
staring into the distance.
uzaklara doğru bakıyordu.
She was staring vacantly into the room.
Odaya boş boş bakıyordu.
Everton were staring defeat in the face.
Everton yenilginin eşiğindeydi.
Alice stood staring into the distance.
Alice uzaklara doğru bakarken duruyordu.
They were staring defeat in the face.
Onlar da yenilginin eşiğindeydi.
He was staring, thinking.
Bakıyordu, düşünüyordu.
Francisco was staring ahead into the darkness.
Francisco karanlığa doğru ileriye bakıyordu.
caught him staring at my physiognomy;
beni dikkatle incelediğini yakaladım;
I could see a man staring at me intently.
Bana yoğun bir şekilde bakan bir adamı görebiliyordum.
she found herself staring into his mesmeric gaze.
onun büyüleyici bakışlarına dalmış halde buldu kendini.
the answer had been staring him in the face.
cevap onun yüzüne bakıyordu.
Halloa!' said the sergeant, staring at Joe.
Merhaba!' dedi teğmen, Joe'ya bakarak.
The money on the table was staring her in the face.
Masa üzerindeki para onun yüzüne bakıyordu.
The explanation had been staring him in the face all along.
Açıklama onun yüzüne bakıyordu.
I found myself staring at her as if she were a phantom.
Onu bir hayalet gibi boş boş baktığımı fark ettim.
she got bored with staring out of the window.
Pencereden dışarı bakarak sıkıldı.
Robyn sat staring into space, her mind numb.
Robyn, zihni uyuşmuş bir şekilde boşluğa bakarak oturdu.
Halloa, Pip!' said Joe, staring at me.
Merhaba, Pip!
I don't think he saw me, he was just staring into space.
Onun beni görmediğini düşünmüyorum, sadece boşluğa bakıyordu.
When I went into his office he was staring out of the window, apparently lost to the world.
Onun ofisine girdiğimde, görünüşte dünyadan kopmuş bir şekilde pencereden dışarı bakıyordu.
staring blankly
boş boş bakmak
staring into the distance.
uzaklara doğru bakıyordu.
She was staring vacantly into the room.
Odaya boş boş bakıyordu.
Everton were staring defeat in the face.
Everton yenilginin eşiğindeydi.
Alice stood staring into the distance.
Alice uzaklara doğru bakarken duruyordu.
They were staring defeat in the face.
Onlar da yenilginin eşiğindeydi.
He was staring, thinking.
Bakıyordu, düşünüyordu.
Francisco was staring ahead into the darkness.
Francisco karanlığa doğru ileriye bakıyordu.
caught him staring at my physiognomy;
beni dikkatle incelediğini yakaladım;
I could see a man staring at me intently.
Bana yoğun bir şekilde bakan bir adamı görebiliyordum.
she found herself staring into his mesmeric gaze.
onun büyüleyici bakışlarına dalmış halde buldu kendini.
the answer had been staring him in the face.
cevap onun yüzüne bakıyordu.
Halloa!' said the sergeant, staring at Joe.
Merhaba!' dedi teğmen, Joe'ya bakarak.
The money on the table was staring her in the face.
Masa üzerindeki para onun yüzüne bakıyordu.
The explanation had been staring him in the face all along.
Açıklama onun yüzüne bakıyordu.
I found myself staring at her as if she were a phantom.
Onu bir hayalet gibi boş boş baktığımı fark ettim.
she got bored with staring out of the window.
Pencereden dışarı bakarak sıkıldı.
Robyn sat staring into space, her mind numb.
Robyn, zihni uyuşmuş bir şekilde boşluğa bakarak oturdu.
Halloa, Pip!' said Joe, staring at me.
Merhaba, Pip!
I don't think he saw me, he was just staring into space.
Onun beni görmediğini düşünmüyorum, sadece boşluğa bakıyordu.
When I went into his office he was staring out of the window, apparently lost to the world.
Onun ofisine girdiğimde, görünüşte dünyadan kopmuş bir şekilde pencereden dışarı bakıyordu.
Sıkça aranan kelimeleri keşfedin
Kelimeleri daha verimli öğrenmek ister misiniz? DictoGo uygulamasını indirin ve daha fazla kelime ezberleme ve tekrar özelliğinin keyfini çıkarın!
DictoGo'yu Hemen İndir