unportrayable

[ABD]/ˌʌnˈpɔːˈtreɪəbl/
[İngiltere]/ˌʌnˈpɔːrˈtreɪəbl/

Çeviri

adj. Sanatta, yazında ya da diğer medyalarında betimlenecek, temsil edilecek veya anlatılamayacak.

İfadeler ve Kalıplar

unportrayable beauty

tasvir edilemez güzellik

unportrayable emotion

tasvir edilemez duygusal

unportrayable grief

tasvir edilemez acı

unportrayable truth

tasvir edilemez gerçeklik

unportrayable scene

tasvir edilemez sahne

unportrayable horror

tasvir edilemez korku

unportrayable feeling

tasvir edilemez his

unportrayable suffering

tasvir edilemez acıma

unportrayable in words

kelimelerle tasvir edilemez

Örnek Cümleler

the unportrayable beauty of the sunset left the painter feeling frustrated and humble.

güneşin betimlenemeyen güzelliği, ressamı hayal kırıklığına uğratmış ve küçük düşürmüştü.

her unportrayable grief moved everyone who witnessed her silent tears.

onun sessiz gözyaşları karşısında hissettirdiği betimlenemeyen acı, herkesi etkilemiştir.

the unportrayable horror of war can never be fully captured on canvas or in words.

savaşın betimlenemeyen korkunun, kanvas ya da sözlere tam olarak aktarılamayacağıdır.

scientists struggle with the unportrayable complexity of human consciousness.

bilim insanları, insan bilincinin betimlenemeyen karmaşıklığıyla mücadele eder.

the unportrayable essence of love transcends all artistic representation.

sevginin betimlenemeyen özü, tüm sanatsal temsillerin ötesine geçer.

the unportrayable vastness of the universe fills astronomers with wonder and awe.

evrenin betimlenemeyen genişliği, astronomları hayrete ve hayranlıkla doldurur.

survivors describe the unportrayable terror of those final moments before the disaster.

hayatta kalanlar, felaketin son anları öncesindeki betimlenemeyen korkuyu anlatır.

the unportrayable sorrow in his eyes spoke louder than any words could express.

gözlerindeki betimlenemeyen acı, herhangi bir sözcüğün ifade edemeyeceği kadar güçlüydü.

artists have attempted to capture the unportrayable magnitude of his sacrifice throughout history.

sanatçılar, tarih boyunca onun kurbanlığının betimlenemeyen büyüklüğünü yakalamaya çalışmışlardır.

the unportrayable suffering of refugees demands our immediate humanitarian response.

mütegassirlerin betimlenemeyen acısı, acil insanî bir tepki gerektirir.

poets have long tried to describe the unportrayable feeling of true inner peace.

şairler, uzun zamandır gerçek iç barış hissinin betimlenemeyen duygusunu tanımlamaya çalışmışlardır.

the unportrayable truth of existence continues to challenge philosophers and thinkers.

varlığın betimlenemeyen doğruluğu, felsefecileri ve düşünürleri hâlâ meşgul ediyor.

many have tried to depict the unportrayable horror of that fateful night, but all attempts failed.

pek çok kişi, o kaderli geceye ait betimlenemeyen korkuyu anlatmaya çalıştı, ama tüm denemeler başarısız oldu.

the unportrayable depth of her devotion to the cause inspired generations of activists.

onun sebep için gösterdiği betimlenemeyen derin bağlılık, nesillerce aktivistleri ilhamlandırdı.

Popüler Kelimeler

Sıkça aranan kelimeleri keşfedin

Tüm İçeriğin Kilidini Açmak İçin Uygulamayı İndirin

Kelimeleri daha verimli öğrenmek ister misiniz? DictoGo uygulamasını indirin ve daha fazla kelime ezberleme ve tekrar özelliğinin keyfini çıkarın!

DictoGo'yu Hemen İndir