alluring and allured
baştan çıkarıcı ve baştan çıkarılmış
the beautiful scenery allured tourists from far and wide.
harika manzaralar, dünyanın dört bir yanından turistleri kendine çekti.
the promise of adventure allured him to explore the unknown.
macera vaadi, onu bilinmeyeni keşfetmeye teşvik etti.
the aroma of freshly baked bread allured her into the bakery.
taze pişirilmiş ekmeğin kokusu onu fırıncı dükkanına çekti.
she was allured by his charming smile and gentle demeanor.
o, onun büyüleyici gülümsemesi ve nazik tavırlarından etkilendi.
the mystery surrounding the case allured her to investigate further.
olay etrafındaki gizem, onu daha fazla araştırmaya teşvik etti.
the allure of wealth allured many people into risky ventures.
zenginliğin cazibesi, pek çok insanı riskli girişimlere sürükledi.
he was allured by the prospect of fame and fortune.
o, şöhret ve servet umuduyla cezbedildi.
the designer's innovative creations allured fashion enthusiasts.
tasarımcının yenilikçi kreasyonları, moda tutkunlarını büyüledi.
the music allured her with its haunting melody.
müzik, büyüleyici melodisiyle onu kendine çekti.
the allurement of free food drew a large crowd to the event.
ücretsiz yiyeceklerin cazibesi, büyük bir kalabalığı etkinliğe çekti.
alluring and allured
baştan çıkarıcı ve baştan çıkarılmış
the beautiful scenery allured tourists from far and wide.
harika manzaralar, dünyanın dört bir yanından turistleri kendine çekti.
the promise of adventure allured him to explore the unknown.
macera vaadi, onu bilinmeyeni keşfetmeye teşvik etti.
the aroma of freshly baked bread allured her into the bakery.
taze pişirilmiş ekmeğin kokusu onu fırıncı dükkanına çekti.
she was allured by his charming smile and gentle demeanor.
o, onun büyüleyici gülümsemesi ve nazik tavırlarından etkilendi.
the mystery surrounding the case allured her to investigate further.
olay etrafındaki gizem, onu daha fazla araştırmaya teşvik etti.
the allure of wealth allured many people into risky ventures.
zenginliğin cazibesi, pek çok insanı riskli girişimlere sürükledi.
he was allured by the prospect of fame and fortune.
o, şöhret ve servet umuduyla cezbedildi.
the designer's innovative creations allured fashion enthusiasts.
tasarımcının yenilikçi kreasyonları, moda tutkunlarını büyüledi.
the music allured her with its haunting melody.
müzik, büyüleyici melodisiyle onu kendine çekti.
the allurement of free food drew a large crowd to the event.
ücretsiz yiyeceklerin cazibesi, büyük bir kalabalığı etkinliğe çekti.
Sıkça aranan kelimeleri keşfedin
Kelimeleri daha verimli öğrenmek ister misiniz? DictoGo uygulamasını indirin ve daha fazla kelime ezberleme ve tekrar özelliğinin keyfini çıkarın!
DictoGo'yu Hemen İndir